|
1990'ların başında tanıdığım aydın yüzlü, güleç insan,
Türkiye'de klasik müzik ve cazı yazdığı köşe yazılarıyla sevdiren,
bilgilendiren, 1980 Moskova olimpiyatlarından günümüze kadar geçen
süreçte sporun her dalını zevkle anlatıp, bizlere dinleten , NTV'de
yaptığı 90 Dakika programıyla futboldaki fanatismi yok edici dinginlikte
bizler sunan değerli dostum Kenan Onuk'a bugüne kadar kaydettiğim her
albümü götürür verirdim. "Meeting Point" albümümün iç yazısını da Kenan yazmıştı.
Haftanın belli günleri telefonlaşır, buluşurduk. NTV'deki odasındaki sohbetlerdeki konular
festivaller, caz konserleri ve Fenerbahçe'ydi. Kenan Onuk'u çok özleyeceğim.
Bu "Orange Juice" isimli albümümü de ona ithaf ediyorum.
Kerem Görsev
Yıllar önce Jazz dergisi için yaptığım bir röportajda Kerem Görsev bana
'November in St. Petersburg' albümündeki besteleri için şöyle demişti:
"Ben yaşamadan ve olayları içimde hissetmeden beste yapamam.
Benim için beste yapmak ipek yapmak için tırtıl büyütmeye benzer.
Tırtılı kendim büyütmeliyim, dut yaprağı ile beslemeliyim.
O tırtıl koza yapmalı ve zamanı gelince kelebek olarak uçup gitmeli.
Ben de onun ardında bıraktığı ipekten güzel ve yumuşak bir kumaş örebilmeliyim.
Ancak o zaman bu kumaştan elbise dikebilirim.
Ben terzi değilim, sipariş üzerine elbise dikemem."
Aynı tırtılların kozadan çıkma yolculukları gibi Jazz müzisyenleri
için de yaşamak bir yolculuktur, ama onların kozaları yüreklerinde
yarattıkları müzikdir. Müzikleriyle uzak diyarlara giderler,
döndüklerinde yanlarında getirdikleri albümler uzaklarda yaşadıkları
ve keşfettikleri şeylerin ses olarak ifadesidir sadece. Her albüm bu
yolculukta bir soluk ve bir sonraki albümün hazırlığıdır. Yaşam sürdükçe
albümler sonsuza kadar sürerler ve müzisyenler değişir ama kavramlar değişmez.
"Orange Juice" yani Türkçesi ile "Portakal Suyu" Kerem'in kendi müzikal
yolculuğunun son durağı. Bir soluk alma, yaşanan şeylerin yüreklerde süzülmesi
ve ses olarak insanlara ulaşması. Uzun bir aradan sonra bu Kerem'in
ilk triyo albümü. Türkiye'nin önde gelen jazz müzisyenlerinden basçı
Volkan Hürsever ve davulcu Cengiz Baysal bu son yolculuğun sadece tanıkları değil
aynı zamanda yaratıcıları olarak Kerem'e eşlik etmişler.
Albümün açılış parçası "Sunday", mutlu uyanılan bir Pazar sabahının tatlı mahmurluğunu,
güzel kahvaltı sofrasını ve gazete okumanın dayanılmaz keyfini anlatıyor. Gün öğleden
sonra hareketleniyor, akşam lig maçlarının heyecanı ile noktalanıyor.
İkinci parça "Orange" Juice" sabahları içilen taptaze sıkılmış bir portakal suyunun
insana verdiği enerji dolu mutluluğu yansıtıyor.
"Serenty" albümün üçüncü parçası ve 2003 yılında İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından
düzenlenen film festivalinde gösterilen siyah beyaz film "1923 Burneau Sunset" için Görgün
Taner tarafından ısmarlanmış bir müzik. Kerem filmin gösterimi sırasında bu müziği Erol Erdinç
ile birlikte iki piyano olarak çalmış. Bu albümdeki yorumunda Volkan Hürsever'in arşe ile çaldığı
kontrbas sesi ile başlayan rüya Kerem'in piyanosu tarafından alınarak çok uzaklara taşınıyor.
Kız babası olanların çok derinden bildiği gibi babalar için aşkın asıl adı kızlarıdır.
Kerem sevgili kızı Nisan için yazmış olduğu "Name of Love" ile bu duyguyu ifade ediyor.
Bir sonraki parça olan "Respect"'in ilham kaynağı annelere duyulan saygı, bu Kerem'in kendi
annesi ve bir anlamda tüm anneler için yapmış olduğu sıcacık bir beste.
"Brunch" hareketli bir parça, Pazar günlerinin vazgeçilmez sosyal olayı ve lezzet şöleni olan
Brunch kavramına Kerem Görsev'in açısından biraz da mizah dolu bir bakış.
"Yellow"-"Sarı" Kerem Görsev'in artık yaşamayan sarı kanaryasına ithaf edilmiş bir ağıt.
Kerem yaşarken caz söylercesine öten bu güzel dostunun sesini kaydetmediği için hissettiği
pişmanlığı ve özlemi müziğiyle dile getirmiş.
Albümün son parçası "Unagi" sushi yılan balığı anlamına geliyor ve Kerem bu parçayı gerçek bir sushi
canavarı olan Volkan Hürsever'e ithaf etmiş. Ancak bu lezzete düşkünlük konusunda Cengiz ve Kerem'de Volkan'dan
aşağı kalmıyorlar.
Aşağı kalmama konusunda durum sadece sushi ile de sınırlı değil. Kerem'in kendi hayatından öyküler anlatarak
başlattığı bu serüvene gerek Cengiz gerek de Volkan kendi müzikal birikimlerini ve deneyimlerini katıyorlar.
Sonunda ortaya gerçek bir müzik şöleni çıkıyor.
Herkesin her şeyi paylaştığı bu son derece demokratik yolculuk eşit ağırlıklı sololar olarak nefes almamacasına
sürüyor ve sonunda müzik olarak caz severlerle buluşuyor.
Bu albümün sadece 6 saatte kayıt edildiğine inanmak gerçekten güç. Ama o altı saatin ardında üç müzik insanının sonsuz
sayılabilecek kadar uzun yaşanmış müzikal öykülerinin olduğunu düşünürseniz bu zaman size uzun bile gelebilir.
Üstelik bu albümün ilhamları müzik olarak sadece caz ile sınırlı da değil, dinledikçe tüm müziklerden esintiler hissedeceksiniz.
Kerem Görsev'in diğer tüm albümlerinde olduğu gibi bu albümünde de ruhunda bir tutku taşıyan ve hayal kurabilen
her insanın alabileceği dersler var.
Herkesin mutlaka bir hayali vardır. İnsanlar onları gerçekleştirebilenler ve gerçekleştiremeyenler olarak ikiye ayrılırlar.
Bu albümü yaratanlar ise ikinci gruba giriyorlar.
Gökten bir tırtıl daha düştü, bir insan ona yaklaşarak dut ile beslemeye çıktı. Çok yakında kozadan çıkan kelebek ardında
yeni bir ipek bırakacak ve.... !
Tunçel Gülsoy
|